Haber Detayı
13 Ekim 2019 - Pazar 04:17 Bu haber 569 kez okundu
 
2012 Yılının 7 Şubat Günü, Saatler 16.30'u gösteriyor.
2012 yılının 7 Şubat günü, saatler 16.30'u gösteriyor. Başbakan Erdoğan, İstanbul'da makam arabasına binmiş, herşeyden habersiz bıçak altına yatacağı hastaneye gidiyor.
TÜRKİYE'NİN YAKIN TARİHİ Haberi
2012 Yılının 7 Şubat Günü, Saatler 16.30'u gösteriyor.

2012 yılının 7 Şubat günü, saatler 16.30'u gösteriyor.
Başbakan Erdoğan, İstanbul'da makam arabasına binmiş, herşeyden habersiz bıçak altına yatacağı hastaneye gidiyor.

Aradan 25 dakika geçiyor. Saatler 16.55, yani resmi mesai saatinin bitimine 5 dakika var. MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın telefonu çalıyor.
Arayan kişi, Savcı Sadrettin Sarıkaya'nın Oslo görüşmeleriyle ilgili ifadesine başvurulmak üzere kendisini savcılığa beklediğini söylüyor.
Ancak mesele bundan ibaret değil...

Bir süre sonra Hakan Fidan'ın evinin civarı polis kaynamaya başlıyor. Anlayacağınız ifade vermeye hemen gitmezse polis evini basacak, MİT Müsteşarı'nı azılı bir terörist gibi kelepçeleyerek savcıya götürecek.
Fidan o sırada ne yapacağını, kime ulaşacağını ve bilgi aktaracağını araştırıyor.

Plana göre Erdoğan 17.00'da ameliyata girmiş olacağı için onu arasa da ulaşamayacağını düşünüyor ve aklına gelen ilk ismi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ü arıyor.

Gül, konuşma sonunda ifade vermesinde bir sakınca olmayacağını belirtiyor. Saatler 17.30'u gösterdiğinde Hakan Fidan, Erdoğan'ın en yakınındaki isimlerden birini arıyor.

"Sadrettin Sarıkaya isimli Savcı beni ifadeye çağırdı ve evin etrafını sarmışlar. Gitmezsem eve operasyon yapacaklar. Ben ifade vermeye gideceğim ancak Başbakan ameliyattan çıkar çıkmaz kendisine durumu iletin" diyor.

O an, inanılmaz birşey oluyor!
Hastanede bıçak altında olması gereken Erdoğan'ın hastaneye henüz gitmediği ortaya çıkıyor.

Nasıl mı?
Anlatayım...
Hastaneye gitmek için yola çıkan Erdoğan'ın konvoyu bir süre sonra güzergah değiştiriyor. Arka koltukta oturan Erdoğan öndeki korumasına, "Şu ara sokakta bir aileye sözüm vardı evlerine gideceğime dair. Bekleyen doktorlar özel ekip, hastane özel hastane. Bir saat bekleseler de olur. Çek şu evin önüne" diye talimat veriyor.
Henüz o evdeyken, Fidan'ın telefonda anlattıkları kulağına fısıldanıyor Erdoğan'ın. "Sakın teslim olma, sakın kapıyı açma" diye talimat veriyor ve ayaklanıyor. Hastaneye gitmek için yola çıkan konvoy birkez daha güzergah değiştiriyor. Yarım saat sonra Başbakanlık uçağı Erdoğan'ın talimatıyla Ankara'ya uçuyor.

Ancak Erdoğan daha Ankara'ya gitmeden bu kez Hakan Fidan'ın evinin etrafını özel harekat timleri sarıyor. Birkaç dakika içinde de, "O polisler oradan çekilmezse vur emrini uygulayın" talimatı geliyor.
Cumhuriyet tarihin en dehşet verici operasyonunu gerçekleştirmek üzere olan polisler, bu emir üzerine apar topar geri çekiliyor.
Neden "Cumhuriyet tarihinin en dehşet verici operasyonu" dediğimi merak ediyorsunuz değil mi?

Onu da anlatayım...
Hani Erdoğan Sezai Karakoç'un bir şiirini okumuştu ya..
"Sakın kader deme, kaderin üstünde bir kader vardır. Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır" diyordu o şiirde...
İşte o kaderin üstündeki kader orada ortaya çıkıyor. Göklerden gelen kararın son karar olduğu orada ortaya çıkıyor.
Erdoğan o gün söz verdiği o ailenin evine gitmese, Hakan Fidan kendisine ulaşamayacak ve cebren de olsa savcının karşısına götürülecekti. Önceden hazırlanan belgeye göre Hakan Fidan'a, "Talimatları Başbakan'dan aldım" dedirtilecekti.

ve en korkunç olanı.. Paralel Yapının (FETÖ) planı..Erdoğan'ın adı, iddianamade "dönemin başbakanı" olarak geçiyordu.

Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ameliyat sonrası bir eli yatağa kelepçeli olarak uyanacaktı. O uyanmadan fotoğrafları tüm medyaya servis edilecek, "Başbakan Erdoğan ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan vatana ihanet suçundan gözaltına alındı ve tutuklandı" haberleri dalga dalga yayılacaktı.İddianameler bile çoktan Fethullahçı alçaklar tarafından hazırlanmıştı.Tayyip Erdoğan'ın ismi, iddianamede "Dönemin Başbakanı" diye geçiyordu.Yani tezgahı kurmuşlardı.

17 Eylül 1961 yılında Menderes'i yatağına kelepçeleyerek başına iki asker diken zihniyet, 53 yıl sonra aynı sahneyi Türkiye'ye bu kez Erdoğan üzerinden yaşatacaktı. İki askerin yerinde iki polis, Menderes'in yerinde ise Erdoğan olacaktı.

Erdoğan'ın 7 Şubat krizinden sonra hemen her yerde, "Bunların amacı bana ulaşmaktı" demesinin nedeni işte buydu.Elhamdülillah, hainler amacına ulaşamadı.Cenab-ı Hakk, Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın, devletimizin, milletimizin yardımcısı olsun..

 

Görüntünün olası içeriği: 2 kişi
 
Erdoğan Sevdalıları / Facebook
 
**********************************

“Hedefleri, Erdoğan’ı ameliyatta öldürmekti”

17-25 Aralık sonrası FETÖ itirafçısı olan eski FETÖ imamı: Tayyip Erdoğan’ın, da gireceği bir ameliyattan vazgeçtiğini duyan Bölge İmamı, “Nereden uyandı bu adam!” diye bağırıyordu

“Hedefleri, Erdoğan’ı ameliyatta öldürmekti”

FETÖ'nün askeriyeden sorumlu imamıyken, 17-25 Aralık darbe girişimi sonrası itirafçı olup örgüte ait 200'e yakın gizli bilgi, belge, görüntü ve ses kaydını İzmir Cumhuriyet Başsavcı Vekili Okan Bato'ya teslim eden Hüseyin Sarıçiçek, FETÖ'nün Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ameliyatta öldürmeyi planladığını açıkladı. İşte Sarıçiçek'in anlatımları:

FETÖ'NÜN SİNSİ B PLANI ORTAYA ÇIKTI

 

AMELİYAT MASASINDA KALACAKTI
"7 Şubat MİT krizinin yaşandığı gündü. Fetullah Gülen'e en yakın 6 kişilik çok gizli heyette bulunan Ege Bölge İmamı Necdet İçel beni aradı, otogardan bir albayı alıp Torbalı'daki çiftliğine götürmemi istedi. Ben de o albayı alarak İçel'in Torbalı'daki çiftliğine götürdüm. Bu arada Necdet İçel'in bağırarak bahçeye fırladığını ve yanında bulunan 4. sınıf bir emniyet müdürüne saldırdığını gördüm. İçel, 'Ameliyata nasıl girmez? Allah kahretsin nereden uyandı bu adam? Nasıl ölmez' diye bağırıyordu. Ardından o dönemde başbakan olan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İstanbul'da gireceği bir ameliyattan son anda vazgeçtiğini öğrendim. Bunun üzerine örgütün o gün Erdoğan'ı ameliyat masasında öldüreceklerini anladım. Zaten Necdet İçel 7 Şubat ve 17-25 Aralık'tan hemen önce Amerika'ya gidip gelmişti.
Örgüt askeri liseler ve harp okullarındaki öğrencilere çok önem veriyordu. Bu öğrenciler, 'Fetullah Gülen'in dualarında bir numaradasınız' denilerek, manevi yönden tatmin ediliyorlardı. Bu öğrencilere ilk olarak kendisini nasıl gizleyeceğini, gözle nasıl namaz kılacağını öğretirdik.



YOLSUZLUĞU GÖRÜNCE TEHDİT EDİLDİ


FETÖ imamları milletten topladıkları himmet paralarında da yolsuzluk yapıyordu. Ben de, bazı polis imamlarının yolsuzluklarını fark ettim. Bunun üzerine Hrant Dink soruşturmasında Ogün Samast'ı sorgulayan savcı Fatih Genç, beni bir cinayet davası ile ilişkilendirerek 'Polis imamlarıyla uğraşma' diye tehdit etti. Ben de mecburen kabul ettim. Zaten Genç de FETÖ soruşturması kapsamında tutuklandı.

EN TEHLİKELİ BİRİM: İKK TİMLERİ
"FETÖ'nün en tehlikeli birimi, istihbarata karşı koymak için kurulan İKK timleridir. Bu birimde olanlar genellikle saçlarını uzatır ve küpe takarak kamufle olur. Üniversitelerin genellikle güzel sanatlar fakültesini kendilerine üs olarak belirlerler. Kaset, şantaj, kumpas işlerini çok profesyonelce gerçekleştirirler.
Bendeki delilleri Cumhuriyet Başsavcı Vekili Okan Bato'ta teslim ettikten sonra bir çok tehdit telefonu aldım. Evim FETÖ polisleri tarafından 2 kez basıldı.

Darbe girişimin ardından tutuklanan Genelkurmay Başkanlığı İstihbarat Daire Başkanı Korgeneral Mustafa Özsoy, TSK içindeki en tehlikeli isimlerden biriydi. Özsoy, sık sık Ege Bölge İmamı Necdet İçel ile bir araya gelirdi."

Kaynak: www.sabah.com.tr

Kaynak: Editör:
Etiketler: 2012, Yılının, 7, Şubat, Günü,, Saatler, 16.30'u, gösteriyor.,
Yorumlar
Haber Yazılımı