Haber Detayı
24 Temmuz 2017 - Pazartesi 19:37 Bu haber 1999 kez okundu
 
KAR TOPU GİBİ BÜYÜYEN SEVAP
Tebliğ hizmetinde, arzu edilen netîceye ulaşabilmek için Kur’ân ile meşgûliyette duygu derinliğine ulaşmış hassas bir gönle sâhip olmak ve Kur’ân ahlâkıyla ahlâklanmak gerekir.
İSLAM VE YAŞAM Haberi
KAR TOPU GİBİ BÜYÜYEN SEVAP

Tebliğ hizmetinde, arzu edilen netîceye ulaşabilmek için Kur’ân ile meşgûliyette duygu derinliğine ulaşmış hassas bir gönle sâhip olmak ve Kur’ân ahlâkıyla ahlâklanmak gerekir. Zîrâ İslâm’ın en güzel tebliği, âdeta canlı bir Kur’ân gibi yaşayarak, İslâm’ın güzelliklerini kendi hayâtında sergileyebilmektir.

 

Âlemlerin Fahr-i Ebedîsi, bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuşlardır:

“Hidâyet yoluna dâvet eden kimse, ona tâbî olanların ecirleri kadar ecir alır. Bu, kendisine tâbî olanların ecrinden de bir şey eksiltmez! Kötü bir yola dâvet eden kimse de, kendisine tâbî olanların günahları kadar günah alır. Bu da, ona tâbî olanların günahlarından hiçbir şey eksiltmez!..” (Müslim, İlim, 16; Ebû Dâvûd, Sünnet, 6/4609)

Görüldüğü gibi hem hakkı ve hayrı tebliğ, hem de şerre ve bâtıla dâvet yönündeki faaliyetlerin karşılığı, kar topunun yuvarlanarak büyük bir çığa dönüşmesi gibi katlanarak artmaktadır.

Tebliğ hizmeti, aynı zamanda “büyük bir cihat”dır. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Kâfirlere aslâ boyun eğme! Ve bu (Kur’ân) ile onlara karşı bütün gücünle cihat et!” (el-Furkân, 52)

BÜYÜK CİHAT NEDİR?

Âyet-i kerîmedeki bu “büyük cihat” emrinin, henüz mü’minlerin müşriklerle mücâdele edecek maddî ve zâhirî güçlerinin bulunmadığı Mekke döneminde gelmiş olması, cihatın en mühim mânâlarından birini ortaya koymaktadır ki, o da, Kur’ân-ı Kerîm’in hayâta tatbik edilmesi ve insanlara anlatılmasıdır. Zîrâ o dönemde mü’minlerin elinde Allâh’ın kelâmından başka hiçbir vâsıta yoktu. Sadece Kur’ân’ı öğreniyor ve onu tebliğ ediyorlardı. Çok büyük çile ve meşakkatlere katlanarak İslâm’ın hidâyet dâvetini insanlara duyurmaya çalışıyorlardı.

Tebliğ hizmetinde, arzu edilen netîceye ulaşabilmek için, evvelâ Kur’ân ile meşgûliyette duygu derinliğine ulaşmış hassas bir gönle sâhip olmak ve Kur’ân ahlâkıyla ahlâklanmak gerekir. Zîrâ İslâm’ın en güzel tebliği, âdeta canlı bir Kur’ân gibi yaşayarak, İslâm’ın güzelliklerini kendi hayâtında sergileyebilmektir.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Faziletler Medeniyeti 1, Erkam Yayınları

*********************************************************

 

HAKKA VE HAYRA DAVET

 

Ümmeti olma şeref ve bahtiyarlığına nâil olduğumuz Resûl-i Ekrem Efendimiz’in ebedî kurtuluş dâvetini insanlığa duyurabilmek için canhıraş bir şekilde vermiş olduğu mücâdeleyi unutmayıp, O’nun bu sünnetini, ümmeti olarak ne kadar yaşayabildiğimizi ve “Allâh’ın yeryüzündeki şâhitleri” vasfına ne kadar lâyık olabildiğimizi sık sık muhâsebe etmeliyiz.

Akıl, idrâk ve iz’an gibi fıtrî sermâyeleri ifsâd edilmemiş her insan, içinde yaşadığı hayat ve kâinâtı gönül gözü ile seyrettiğinde, onun boş, gâyesiz ve hikmetsiz yaratılmadığını kavramakta güçlük çekmez. Derin hikmetler ve ciddî gâyeler ile yaratılan insanın bu fânî dünyada başıboş olmadığı açıktır. Zîrâ âyet-i kerîmelerde:

“İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder!” (el-Kıyâme, 36)

“Sizi sâdece boş yere yarattığımızı ve sizin hakîkaten huzûrumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız.” (el-Mü’minûn, 115) buyrulmuştur.

Her insan, “ömür” adı ile hissesine isâbet eden hayat akışını; yâni insan ile kâinât arasındaki râbıta ve beşik ile tabut arasındaki münâsebeti kavrama zarûretindedir.

HİDÂYET REHBERİ

Kâinâta hâkim olan ilâhî nizâm ve kudret akışları, akıl ve vicdan sâhiplerini, hikmet sahibi bir yaratıcıyı kabûle, yâni “îmân”a sevkeder. Fakat Allâh Teâlâ, insanların îmanlarının kâmil mânâda gerçekleşebilmesi için, onlara bir de hidâyet rehberi peygamberler göndermek sûretiyle, ilâve bir lutufta bulunmuştur.

Bu lutuflarla nâil olunan “îmân” nîmetinin insana kazandıracağı en mühim hasletlerden biri, şüphesiz ki “merhamet”tir. Merhamet, mü’minin kalbinde hiç sönmeyen bir ateş gibidir. Bizi Rabbimize yaklaştıran ilâhî bir cevherdir. Merhamet, insanı hodgâmlıktan diğergâmlığa sevkeden îmânın bir lutuf meyvesidir. Zîrâ îmân nîmeti gönülde kemâle erdikçe, îmândan mahrumlara acıma hissi artar, onlar için gösterilecek gayret de ziyâdeleşir. Bundan dolayı kâmil bir mü’minin rûhu, etrâfında hidâyet dâvetine muhtaç insanlar varken, sırf kendi îmânı ile tesellî bulamaz.

 

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Son Nefes, Erkam Yayınları

Kaynak: Editör:
Etiketler: KAR, TOPU, GİBİ, BÜYÜYEN, SEVAP,
Yorumlar
Haber Yazılımı