Haber Detayı
27 Haziran 2020 - Cumartesi 01:52
 
Prof. Dr. Nihat Hatiboğlu: İnsanları Mürşitlere Değil İslam'a çağırın!
İslam aleminde; insanları dine çağıran, hayırlı işler yapan, dini bir birlik şuuru içinde yaşamaya çağıran sivil kuruluşlar ve cemaatler var.
DİNDE TARTIŞILAN KONULAR Haberi
Prof. Dr. Nihat Hatiboğlu: İnsanları Mürşitlere Değil İslam'a çağırın!

Prof. Dr. Nihat Hatiboğlu tarikatları eleştirme babından insanları mürşitlere değil İslam'a çağırın diyerek bir noktada kral çıplak dedi. Pek çok alimin dile getirdiği şekilde belki de en yüksek sesle ilk kez dinihaber tasavvufun batıl bir din, tarikatların hurafe yatağı, mürşitlerin ilim ve irfandan uzak milletin vicdan ve cüzdanını sömüren sahtekarlar olduğunu açıklamıştı. Bu gün Prof. Hatiboğlu dahi mürşitler merkezinde bir sorun olduğunu söyleyebiliyorsa bu tasavvufun İslam ile alakasının olmadığını göstermesi bakımından önemlidir.

 

Prof. Hatiboğlu eski tasavvufçuların İslam'a davet ettiğini ama günümüz tarikatlarının mürşitlerine çağırdıklarını söylüyor. Bu görüşe katılmamız elbette imkansız.

Eski tarikatçıların ne yaptığını görmek için İmamı Rabbani, Şahı Nakşibend, Abdülkadir Geylani gibi pekçok mutasavvıfın kitabına bakmak yeterli. 

Kur'an, Allah'ın birliğinde tevhidi gerçekleştirirken, tüm tasavvuf ve kitapları mürşide itaat etme ilkesinde batıl bir tevhid ilkesi geliştirir.

İslam'da Allah merkezdedir. Tasavvufta ise mürşit merkezdedir. Mürşit denilen sapkınlara itaat edip bağlanmadıkça güya Allah'a ulaşılamaz. 

Zaten mürşide itaat eden bir müridin Allah'a ulaşması imkansızdır. Çünkü zaten bu sapkınlar insanları Kur'an'dan uzak tutmak için tüm gayretlerini gösteriyor.

Diyeceğimiz o ki tasavvufun eskisi yenisi olmaz. Tüm tasavvuf gruplarının istisnasız milleti kendi mürşidine çağırdığını, kendi mürşitlerine giden yolda engel gördükleri Hatiboğlu'da dahil tüm odakları, ilmine kariyerine bakmadan tarikatçıların saldırdığını umarız Prof. Hatiboğlu en kısa zamanda görebilir.  

Bu arada Tasavvufun eskiden İslam'a çağrı merkezleri olduğu reklamı, tamamen bir algı operasyonudur. Maalesef Selçuklu ve Osmanlı devletleri Medreselerle sınırlı bir eğitim sistemine sahipti. Medreselerin olmadığı yerler ise bu tarikatçılara kalıyordu. Süreç içerisinde kurumsallaşan bu tarikatlar öyle bir zaman geldi ki sarayı bile tehdit eder hale geldi. 

 

Yorum:Dinihaber.com

 

İşte Prof. Hatiboğlu'nun o yazısı:

***

Prof. Dr. Nihat Hatiboğlu: İnsanları Mürşitlere

Değil İslam'a çağırın!

İslam aleminde; insanları dine çağıran, hayırlı işler yapan, dini bir birlik şuuru içinde yaşamaya çağıran sivil kuruluşlar ve cemaatler var. Dün de vardı, bugün de var, yarın da olacak. Bu eşyanın tabiatının bir gereğidir. Asrı saadetten bu yana insanlar bir araya geldiler.

Dini yaşama davet ettiler. Sohbet ettiler. Hayırlı işler yaptılar. İstismar etmediler. Kötü niyetli davranmadılar. Kendi varlıklarına aykırı olan diğerlerine hayat hakkını çok görmediler. Herkesi kendilerine çağırmadılar. 'En doğru benim' demediler. Kimsenin kuyusunu kazmadılar. İnsanların cebine, malına, mülküne göz dikmediler. Kısacası, yaptıklarını Allah için yaptılar.


İslam aleminde tasavvufi hareketlerde önemli yer tuttular. Bugün de öyle, yarın da olmaya devam edecekler. Tasavvufi hareketler şeyhlerini, mürşidlerini yüceltmek ve öne çıkartmak için gayret ediyorlarsa ilk dönem tasavvuf büyüklerinden hiçbir şey anlamamışlar demektir. Müridler; mürşitlerine Yüce Allah'a ve O'nun Resulüne verilen sıfatları veriyorlarsa şirke ve hurafeye saplanmışlar demektir.


Maalesef bugünkü mezhep, meşrep, cemaat ve oluşumlar sadece ve sadece kendilerini hak ve hukuk sahibi sayıyorlar. Başkasına hareket alanı bırakmıyorlar. En azından çoğu böyle. Böyle olunca da samimiyet, ihlas ve takva kalmıyor. Allah bırakmaz zira.


Tasavvuf, insanları Kuran ve sünnet şuuru içinde Yüce Allah'ın dinini yaşamaya çağırmalıdır. Cemaatlerde, tasavvufi hareketler de, alimler de bunu yapmalılar. İnsanları kendilerine değil Allah'a çağırmalılar.


Din, halisane bir şekilde Allah için yaşanır. "Dini Allah için halis kılın" (Mümin, 14) ayeti, bu niyetin dışındaki hiçbir faaliyetin Allah'ın huzurunda kabul görmeyeceğini belirtiyor.


İnsanlara; gerek cemaat gerek tasavvuf ve gerekse sivil oluşumlardaki önde gelen kişilerine olağanüstü sıfatlar yakıştırmak hem o oluşumlara ve hem de dine ciddi zarar verir.


Allah'ın dini hiç kimseye mahkum değil, muhtaç değil. Dinin üzerinde müheymin -otorite- olan hiçbir kişi, kurum, kuruluş, oluşum, cemaat, grup vs. yoktur. Dinin otoritesi elbette sahibi olan Yüce Allah'tır ve O'nun Resulüdür. Allah'a ve Resulüne çağırmayan her dava, her cemaat, her grup batıla saplanmaya mahkumdur.


Dünya Müslümanlarının ortak problemi; Hz. Muhammed (s.a.v.)'in liderliğine, ahlakına, otoritesine çağırmak yerine kendi üstad, lider, mürşid ve büyüklerine çağrıda bulunmalarıdır. Aradan bu aracıları kaldırmamalarıdır. Dini cemaat, grup ve oluşumlarının önündeki en büyük handikaptır bu.


Eski dinlerdeki ruhbanlar, din adamları Allah'ın ve peygamberlerinin sıfatlarıyla kendilerine paye verdikleri için felaket kapılarını çaldı. Sadece ve sadece Allah'ın dinine çağıran ve insanları şer, fitne, şeytan ve nefsin tuzağına düşmemek için irşat eden cemaat ve tasavvufi hareketler elbette faydalıdır. Her dönemde, her mekanda her kültürde vardırlar ve var olmalılar. Zira bunları ortadan kaldırdığınızda bu boşluğa şer olan, dine düşman ve mesafeli olan insanlara alan oluşturmuş olursunuz. Bunun zararını da zaten biliyoruz.


Bu noktada önemli olan hem kişi bazında ve hem de cemaat bazında herkesin kendini muhasebe etmesi ve kendi üstadını, liderini, şeyhini, mürşidini öne çıkaracağına Allah'ın dinini ve peygamberini öne çıkarmasıdır. Din Allah'ındır. Allah'a çağırılmalıdır.


Müridinizin günahı sizedir
Ebu Hayr, Cafer bin Muhammed'e şöyle yazdı: Yanınızdaki müridlerinizin günahı sizedir. Çünkü siz, onların edebini bıraktınız. Onları yetiştirmediniz. Sadece onlara size hizmet etmelerini istediniz. Kendinizle meşgul oldunuz. Böylece onları cahil bıraktınız.
Efendimiz (s.a.v)'in uyku öncesi duası
Hz. Peygamber Efendimiz uyumak için yatağına yönelince sağ tarafının üzerine yatardı. Sağ elini sağ yanağının altına koyar sonra da şöyle dua ederdi:
Allah'ım! Kendimi sana teslim ettim. İşimi sana havale ettim. Yüzümü sana çevirdim. Rızanı isteyerek ve azabından korkarak sırtımı sana dayadım. Sana sığındım. Senin vereceğin cezaya karşı yine sana sığındım. Senden başka sığınağım yoktur. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin peygambere inandım.

 

Kaynak: Sabah Gazetesi

Kaynak: Editör:
Etiketler: Prof., Dr., Nihat, Hatiboğlu:, İnsanları, Mürşitlere, Değil, İslam'a, çağırın!,
Yorumlar
Haber Yazılımı