Yazı Detayı
25 Haziran 2017 - Pazar 15:28 Bu yazı 730 kez okundu
 
BİN YILLIK KARDEŞLİĞİ YÜZ YILDIR BİTİREMEDİLER!
VEYSEL ALTUN
v_altun44@hotmail.com
 
 

 

Şehit haberlerinin gelmediği, dağlarda silah sesleri yerine kuş seslerin yükseldiği günler hep hayal edilirdi ülkemde. Bu aynı zamanda bir özlem ve bir umut idi. Bunun için tabii ki cesaret lazımdı hatta kızılcık şerbeti bile içilecekti. Ne de olsa analar ağlamayacak, gülen gözlerle bin yıllık medeniyet küçük aksaklıkları bertaraf ederek yaşamına devam edecekti. Kan, gözyaşı, kin ve nefret tohumları karanlık dehlizlere sürülecek hatta nefes almayacak şekilde betonlara gömülecekti.

Sen bu düşleri kurarken, düşman asıl hedefini her defasında olduğu gibi içinde saklayarak ve asıl niyetini gizleyerek sahte yüzlerle karşına geçecekti. Oysa niyet, bin yıl da sürse o kardeşliği bozacak fitne ateşini yakmaktı.

Ne var ki, bu ateşe yüz yıldır odun taşınıyor ancak bir türlü alev almıyordu. Onlar da biliyor, Hilal’in son kalesinin Anadolu olduğunu. Kale dışarıdan değil içeriden ele alınacaktı. Bütün planlar bu yöndeydi ve işe koyulmaları da uzun sürmedi.

Ortadoğuda bazı ülkeler, Dünya gezegenin uyduruk oyun kurucularını biraz olsun cesaretlendirmiş olacak ki, o planın aynısının bu defa Anadolu’da uygulanması kararı alınmalıydı. Anadolu’da farklı ellerle o plan mütedeyyin insanlar üzerinde denendi, alevi-sünni vatandaşlar üzerinde denendi, uyduruk kavramlarla ayrıştırma projelerine girişildi ancak bir türlü sonuç alınamadı.

Kader birliği yapmış, bin yıldan fazla aynı topraklarda yaşamış iki milleti karşı karşıya getirmek suretiyle bir kez daha asıl amaçlarına ulaşma hedefinden geri durmayanlar biliyorlar ki; Anadolu, Türk ve Kürt kardeşliğiyle Anadolu olmuştu. Çanakkale’de bu kardeşlik iyice pekişmiş, herkesin milliyetçilik duygularla bir bir ayrıldığı bu topraklarda Türkler ve Kürtler arasındaki hukuk, kardeşlikten de öteye geçmişti. Onlara göre ilk iş, bu hukuku bozmaktı. Bunun için ne gerekiyorsa yapılacak ve hiçbir tasarruftan da çekinilmeyecekti.

Eğer kardeşlik hukukumuzu bozacak davranışlar sergilersek unutmayın o plana uygun hareket etmiş oluruz.

Peygamberimiz efendimizin yasakladığı kavmiyetçiliği savunurcasına ırkımızı birbirimize karşı üstünlük aracı olarak görmeye başlarsak o plana uygun hareket etmiş oluruz.

Kardeşliğin çimentosu olan İslam’ın öngördüğü din samimiyettir düsturunu unutursak o plana uygun hareket etmiş oluruz.

Bu saydıklarımın küçük emareleri az da olsa zaman zaman görünüyor. Daha da uzatmak mümkün. kısaca bir tuzak var ve o tuzağa düşmemek için uyanık olmalıyız.

Artık resmin küçük karesine takılıp kalmak yerine, fotoğrafın büyüğünü görme vakti geldi. İslam ümmetinin milliyetçilik duygularla parçalanmasına izin vermememiz ve asıl çözüm için artık Kur’an’ı aramıza hakem kılma ortamını sür’atle yakalamamız gerekmektedir. Bu kaçınılmazdır, çünkü bu ümmeti Kur’an’dan uzak duygularla hareket etmekten kurtarmalıyız. Kesretten vahdet ancak bu yolla sağlanır.

Bu minvalde son söz olarak merhum M. Akif Ersoy'un Kürt meselesi hakkında yazdığı şu mısraları aktaralım:

 

Artık ey milleti merhume, sabah oldu uyan !

Sana az geldi ezanlar ,diye ötsün mü bu çan?

Ne Kürtlük,ne de Türklük kalacak aç gözünü!

Dinle Peygamber-i Zişanın İlahi sözünü.

 

Veriniz başbaşa;zira sonu hüsranı mübin,

Ne hükümet kalıyor ortada,billahi ne din!

"Medeniyet !" size çoktan beridir diş biliyor;

Evvela parçalamak ,sonra da yutmak diliyor.

 

Ne bu şuride siyaset,ne bu fasid dava?

Görmüyor gittiği yanlış yolu,zannım,çoğunuz...

Size rehberlik eden haydudu artık kovunuz!

Bunu benden duydunuz,ben ki evet,Arnavudum...

Başka birşey diyemem ...İşte perişan yurdum!...

v_altun44@hotmail.com

 
Etiketler: BİN, YILLIK, KARDEŞLİĞİ, YÜZ, YILDIR, BİTİREMEDİLER!,
Yorumlar
Haber Yazılımı