Yazı Detayı
07 Aralık 2017 - Perşembe 15:21 Bu yazı 480 kez okundu
 
DİN-DEMOKRASİ TARTIŞMASINA DAİR…
VEYSEL ALTUN
v_altun44@hotmail.com
 
 

Yaşanan darbe girişimi sonrası gündemimizi meşgul eden bir mesele de meydanlara demokrasi için mi çıkıldı yoksa din için mi tartışmasıdır. Yaşanan milli mücadele ruhunu görmeyerek indirgemeci bir yaklaşımla dini tekelinde bulundurma ve sloganik dini söylem ve cümlelerle insanların dini duygularını sömürme işi bu kez başka eller tarafından sürdürülmektedir. Başkasını ötekileştiren, dinden çıkaran, tekfir eden bir yaklaşım toplumumuzun damarlarına şırıngayla akıtılmak isteniyor.

Demokrasi kelimesine salt seküler bir anlam yüklemek ne dini kurtarır ne de dini duyguları sömürmekten öteye gitmeyen sloganik dini söylemlere can suyu verir.

Demokrasinin anlamını tarihi ile beraber yazmak gerek. İnsanların çoğalması ile halk kavramı gündeme gelmiştir. İdarenin olduğu yerde, idareci ve halk kavramları telaffuz edilmeye başlanmıştır. Halkın idareye uzanması, onu kontrol etmesi ve isteklerini ona uzatması, halk-idare arasındaki kanalların ulaşmasını temin etmeye başlamıştır.

Halkın idare ile ilişki kanallarını; eylemi düşmanlığa, isyana ve hasede çevirmeden kurması, büyük bir kültür ve beceri ister. Dolayısıyla demokrasinin tarihi medeniyetin tarihidir de diyebiliriz.

Kur’anda geçen peygamberlerin serüvenleri, bu mücadeleyi anlatmaktadır. Bu mücadeleler, insanlık tarihini oluşturmuş ve medeniyet kurmuştur.

Halk meclisleri, amme menfaatleri ve kişisel hürriyet gibi kavram ve müesseseler insanların kardeşliği ve eşitliği gibi fikirler demokrasinin köklerini oluşturmaktadır.

Batı’da oligarşik düzeninde zengin olma hırsı ve doymak bitmeyen mal açlığı, demokrasiye gidişin ilk basamağını teşkil eder. Burda çok durmaya gerek yok.

İnsanlığın yaşadığı en büyük devrim İslam’la olmuştur. Kur’an-ı Kerim belki de o zamana kadar görülmemiş halk-idare ilişkisine derin ve kalıcı boyutlar getirmiştir. Kur’an “Hürriyet” fikrini öncelikle “İman” meselesinde, kulun iradesine baskı yapılamayacağının ilkesini koymuştur. (Yunus-99)

Kur’an bir idareciye Peygamber bile olsa, halkına danışma mecburiyeti getirmiştir. (Al-i İmran-159). Peygamber efendimizin hayatından buna bolca örnek verilir.

Yüce Allahın bizzat kendisinin, kulların tercihine karışmadığını, tercihlerini kendi hür iradeleriyle yaptıklarına dikkat çekmiştir.(İbrahim-3, Nahl-107)

Halifelerin dar kapsamlı da olsa seçimle gelmeleri, demokrasinin o zamana kadar hayata geçirilemeyen önemli temel değerlerini oluşturmuştur.

“Allah size istediğiniz her şeyden verdi” (İbrahim-34) ayeti, Allah ile kul arasındaki ilişkiyi belirlerken, biz insanlara şu demokratik prensibi getiriyordu. Allah kullarının isteklerini yerine getirdiği gibi, idareciler de halkın isteklerini yerine getirmelidir. Böylece Kur’anı Kerim, demokrasini tarihinin en önemli kanunlarını koymuş oluyordu. Adalet, eşitlik, kardeşlik, fazilet gibi değerlerin hayata geçirilmesini zorunlu olarak istemesi ve gündeme getirmesi, nasıl sosyal bir din olduğunu ortaya koymuştur.

Kuranı Kerim, “Ümmü’l Kitab=Ana Kitap”, yani “anayasa” kavramını, belki de insanlık tarihine dini bir hava vererek getiren kitap olmuştur.

Demokrasi kalkanıyla her türlü vahşeti işleyenlerin yaptıklarına bakarak kavramın kendisine karşı bir karşı duruş sergiliyoruz. Bizim temel problemimiz burada. Amerika demokrasi diye Irak’a girdi ve orada taş üstünde taş bırakmadı. Suçu yapanda değil kavramın kendisinde görme gibi bir saplantıya düştük kanımca.

Batı da şuan aynen bunu yapıyor. İŞİD din adına kesip biçerken Batı dünyası sorunu İslam dininde bulma gibi bir cehalete sürüklendi. Bilerek tabiki..

 

 
Etiketler: DİN-DEMOKRASİ, TARTIŞMASINA, DAİR…,
Yorumlar
Haber Yazılımı