Yazı Detayı
28 Mayıs 2019 - Salı 00:41 Bu yazı 337 kez okundu
 
ENİSE'NİN GÜLCAN'I
RAZİYE SAĞLAM
 
 
Somuncu Baba

Gülcan gittikten sonra¸ Enise her sabah ve akşam haberleri kaçırmamaya dikkat etti. Sanki Kemaliye'de olan Gülcan'dan bir haber alacaktı. Erzincan'ın hava durumunu bile takip ediyordu.Yanılmadı. Gerçekten de bir sene sonra Gülcan'dan bir haber aldı. Kemaliye Başbağlar'da katledilenler arasında adı geçiyordu Gülcan'ın. Öz evladını kaybetmiş gibi günlerce ağlamıştı. Yaşasaydı şimdi otuz beş yaşında olacaktı. Evli barklı bir kadın olurdu. Belki de gelip alırdı onu.

Enise huzurevinde kalacağı odanın duvarlarında göz gezdirirken¸ birden gücünün tükendiğini hissedip yatağa oturdu. İki eliyle dizlerine vurarak ağlamaya başladı.

-Ah Naci ah! Onca borçla¸ beni neden yalnız bırakıp da gittin? Ne vardı bu kumar illetine bulaşacak? Bak ne hallere düştüm.

Bir süre hıçkırarak ağladı. Evden çıktığından beri¸ boğazına tıkanan yumru sanki bu hıçkırıklarla eriyordu.  O gün akşama kadar ne bir şey yedi ne de namazları dışında hareket etti. Burası yabancı bir yerdi onun için ve sanki kalkıp birşeyler yaparsa¸ odayı sahiplenebilirdi. Oysaki bir an önce buradan gitmek istiyordu ama nereye veya kime? Bir çocuğu yoktu ki gidip sığınsın. Çocuk adına hayatında sadece Gülcan olmuştu. Seneler önce ailesini kaybedince¸ Kemaliye'den akrabaları gelene kadar bir ay baktığı Gülcan. O zaman sekiz yaşındaydı ve Enise'yi o kadar çok seviyordu ki¸ akrabalarıyla gitmek istememişti. Enise de onda hiç tatmadığı evlat sevgisini yaşamıştı. Kendini onun anası gibi hmek harika bir duyguydu. Gülcan giderken “Mutlaka bir gün geri döneceğim.” demişti.

Gülcan gittikten sonra¸ Enise her sabah ve akşam haberleri kaçırmamaya dikkat etti. Sanki Kemaliye'de olan Gülcan'dan bir haber alacaktı. Erzincan'ın hava durumunu bile takip ediyordu.Yanılmadı. Gerçekten de bir sene sonra Gülcan'dan bir haber aldı. Kemaliye Başbağlar'da katledilenler arasında adı geçiyordu Gülcan'ın. Öz evladını kaybetmiş gibi günlerce ağlamıştı. Yaşasaydı şimdi otuz beş yaşında olacaktı. Evli barklı bir kadın olurdu. Belki de gelip alırdı onu.

Şimdi yine nerden aklına gelmişti Gülcan? Aslında sadece Gülcan değil¸ hayatında canını yakan ne varsa hepsi tek tek geliyor aklına ve tekrar içi yanıyordu. Anne ve babasını kaybettiğinde¸ duyduğu acının hiç geçmeyeceğini düşünüyordu. Sonra abisini ve bir süre sonra da yeğenini kaybettiğinde daha büyük bir acıyla yandı yüreği. Gülcan'ın acısını ise hiç tarif edemiyordu.

Enise tekrar ağlamaya başladı.  Geç saate kadar yatağın ucunda kımıldamadan oturup gözyaşı döktü. Sabah evinde uyanmayı ne kadar isterdi. "Hangi ev?" dedi kendi kendine. "Sanki artık bir evin varmış gibi?"

O gün de yine odadan çıkma niyetinde değildi. Yemek yemeyi de düşünmüyordu ama sabah on gibi yan odalarda kalan üç tane kadın ziyaretine geldi. Bir büyük fincan açık çay ile bir tabak dolusu kek¸ börek ve kahvaltılık getirmişlerdi. Kadınlar yemesi için ısrar edince¸ çayın hatırına karnını doyurdu Enise. Kadınlar bir saat kadar oturup havadan sudan konuştular. İkisi “Öğle yemeğinden önce yürüyüşe çıkacağız.” diyerek aceleyle kalktılar. Adı Zehra olan ve yaşça Enise'den daha büyük görünen kadın¸ onlar gittikten sonra biraz daha oturdu ve gözlerinin içine bakarak

-Kardeş¸ çok üzgün görünüyorsun. Merak etme zamanla alışırsın. Aslında sana bir şey deyim mi¸ böyle diyorum ama ben geleli altı ayı geçti hâlâ alışamadım. Yakında yeğenim gelecek dışarıdan¸ o zaman kesin beni buradan çıkarır. Giderken seni de alırım¸ beraber çıkarız buradan.

Enise şaşırmış bir halde baktı Zehra'nın yüzüne. Daha bir saat önce tanıdığı bu kadın birlikte buradan çıkmaktan bahsediyordu. Zehra ne düşündüğünü anlamış gibi

-Şaşırdığını biliyorum kardeşim ama anam rahmetli derdi ki “Kızım birini gördüğünde¸ eğer ona için ısınırsa onunla dost ol¸ ona güven.” Gerçi anamın sözüne uyduğum için¸ insanlardan çok kazık yedim ama yine de sana içim ısındı¸ dedi ve Enise'nin şaşkın bakışları altında odadan çıktı. Gelen kadınlar ne acayipti. Buranın havası mı yapıyordu acaba insanları böyle. Sanki üzülmeyi¸ dert etmeyi unutmuş gibiydiler. Hâlbuki anlattıklarından bayağı da bir sıkıntılardan geçmişlerdi ama herhalde artık üzülmek istemiyorlardı. Enise buraya alışmak istemediğini düşündü. Sanki buraya alışırsa sürekli burada yaşamak zorunda kalacaktı. Zehra sahiden buradan çıkar mıydı birgün. Ya da daha önemlisi buradan giderken onu da götürmek ister miydi? O istese de yeğeni isteyecek miydi bakalım.

Bir süre daha bu düşünceler içinde bahçeyi seyretti. Geleli iki gün olmuştu ve acaba daha kaç gün kalacaktı. “Yok¸ bir çare bulmalıyım¸ burada kalamam ama nasıl bir çare. Acaba şu Zehra ciddi miydi öyle derken. Bir kaç kişiye sorsam mı? Hiç çocuğum olmadı bari yolunu bekleyeceğim bir yeğenim olaydı. Ya da Gülcan yaşasaydı…” 

…Geleli bir hafta geçti ve Enise'nin durumu ilk geldiği günden farklı değildi. Günde sadece bir öğün yemeğe çıkıyor¸ diğer vakitlerini hep odasında ve camdan büyük bahçeyi izleyerek geçiriyordu. Ziyaretine de kimse gelmemişti. “Yalnızlık ne zor Ya Rabbi!”  dedi kendi kendine. Sonra karşısında biri varmış gibi konuşmaya devam etti. “Huzurevlerini niye böyle sakin yerlere yaparlar ki? Zaten yalnızız şurada¸ bir cadde kenarı olsa hiç değilse sokaktan geçenleri izler¸ yaşlı olmayan farklı insanlar da görürdük.”

Zehra'nın yeğeni gelir miydi acaba? Gelirse belki sahiden birlikte çıkarlardı. Enise birkaç kişiye Zehra ve yeğenini sordu¸ hepsinin verdiği cevap aynıydı. “Sen onu ciddiye alma. O herkese aynı şeyi söyler.Yeğeni gelecekmiş de onu çıkarırmış da…”

Aradan altı ay geçti. Enise¸ her sabah buradan çıkacağı günün hayaliyle uyanıyor¸ tek umudun Zehra da olacağını düşündüğü için¸ vaktinin çoğunu onunla geçiriyordu. On sene önce evlenip Almanya'ya giden bir yeğen¸ neden şimdi çıkıp gelsin de halasını yanına alsındı? Üstelik anlattığına göre Zehra onun düğününe bile gitmemişti ve en son beş sene önce o buraya gelmeden önce görüşmüşlerdi. Enise bu tür soruları aklına hiç getirmiyor “İnanırsan olur.” diye düşünerek¸ her gün daha çok umutlanıyordu. Bu arada huzurevinde hareketli günler yaşanıyordu. Anneler Günü olması nedeniyle bir televizyon kanalı çekime gelmişti. Daha önceleri de çeşitli kadın derneklerinden¸ ya da öylece kendiliklerinden ziyarete gelip hediyeler getirenler oluyordu. Enise bunların hiçbirinde odasından çıkmıyordu. Yalnız televizyondan çekime geldiklerinde¸ büyük salonda unuttuğu gözlüğünü almak için çıktı odadan.  Acele adımlarla aldı ve tekrar odasına döndü.

“Bir ay daha geçti ve Zehra'nın yeğeninden hala haber yok. Bugün de bir haber çıkmazsa¸ artık beklemiyeceğim.” diye kendi kendine konuşurken¸ Zehra kapıyı çalmadan içeri daldı. Heyecanla

-Enise ziyaretçin var.

Neye uğradığını şaşıran Enise

-Ne kim? diye sorarken¸ Zehra'nın arkasında genç bir kadının gülümseyerek ona baktığını gördü. Kadını tanımamıştı ama bu gülümseme ona hiç yabancı gelmiyordu. “Ama!” dedi kendi kendine. Olabilir miydi? Senelerce önce…

Kadın aynı gülümsemeyle geldi küçük bir çocuk edasıyla elini öpüp içtenlikle sarıldı. Enise'ye. Enise heyecan ve sevinçten yağmur gibi gözyaşı dökerken¸ yanaklarını avuçları arasına alıp

-Sen benim küçük Gülcan'ım mısın? Nasıl olabilir bu?

-Benim Enise Anam benim. O felakette ölen amcamın kızıydı. İkimize de babaannemin ismini koymuşlar. O olaydan sonra ben yine yalnız kalınca¸ bu defa başka köye¸ uzak akrabalarımın yanına gönderdiler. Sonra da on sekizime bile basmadan evlendirildim bu seneye kadar Almanya'daydık. Bir ay önce seni tesadüfen televizyonda görünce…

Enise'nin sevincine diyecek yoktu. Kaybettiğini düşündüğü Gülcan'ına yeniden kavuştuğuna mı sevinsin¸ onun "Seni burada bırakmam." dediğine mi ya da en önemlisi boy boy üç tane de torunu olduğuna mı?…. Unuttuğunu sandığı bir sevinç içinde tekrar ve bu defa daha uzun sarıldı Gülcan'a.

www.somuncubaba.net

 
Etiketler: ENİSE'NİN, GÜLCAN'I,
Yorumlar
Haber Yazılımı