Yazı Detayı
01 Haziran 2018 - Cuma 05:12 Bu yazı 539 kez okundu
 
Fetihlerin Kalıcılığı Gönüllerdeki Yerimize Bağlıdır
M. EMİN ÖZMEN
M. EMİN ÖZMEN
 
 

Hepimiz Hz. Peygamber (s.a.v)’in bizi ne kadar sevdiğini biliriz. O, 1435 yıl önce bize olan sevgisini “Ben kardeşlerimi özledim” diye aşikâr etmişti. Bizler ise Onun ümmetiyiz ve Onu çok seviyoruz. Üstelik bu sevgi sadece bizimle sınırlı değil… Bizden önce gelip geçen İslam ümmetinin aziz fertleri ile bizden sonra gelecek olan İslam’a teslim olmuş, Müslüman ahali Onu sevmeye devam edecektir. Peki, ama 1435 yıllık bu sevginin kaynağı nedir? İsminin anılması bile gönüllerde heyecana sebep olan Resul (s.a.v)’ün, bunca yıl kesintisiz sevilmesinin elbette hikmetleri vardır.

Hepimiz Hz. Peygamber (s.a.v)’in bizi ne kadar sevdiğini biliriz. O, 1435 yıl önce bize olan sevgisini “Ben kardeşlerimi özledim” diye aşikâr etmişti. Bizler ise Onun ümmetiyiz ve Onu çok seviyoruz. Üstelik bu sevgi sadece bizimle sınırlı değil… Bizden önce gelip geçen İslam ümmetinin aziz fertleri ile bizden sonra gelecek olan İslam’a teslim olmuş, Müslüman ahali Onu sevmeye devam edecektir. Peki, ama 1435 yıllık bu sevginin kaynağı nedir? İsminin anılması bile gönüllerde heyecana sebep olan Resul (s.a.v)’ün, bunca yıl kesintisiz sevilmesinin elbette hikmetleri vardır.

Kalp Kalbe Karşıdır:

Bizim Ona olan bu muhabbetimizin esas kaynağı, Onun kalbindeki hepimizi kuşatan sevgisinden başka bir şey değildir. Vefat edeceği esnada bile ümmetini tekrar tekrar hatırlayıp, onların kendinden sonraki halleri için endişe duyan, Aziz Peygamber’i sevmeyip de ne yapacağız? Ömrünün son demlerinde, bazen çektiği sıkıntıları bir kenara itip, ümmetini Yahudi ve Hıristiyanların kendi peygamberlerini koydukları yanlış konumlara karşı uyaran Hz. Peygamber (s.a.v), bu yüzden sürekli bir beşer olduğunu hatırlatırdı.

İnsanlar eğer konuşmalarını iki dudak arasından yapıyorlarsa, muhataplarının sadece kulaklarına hitap ederler. Ama eğer kalplerinin derinliklerinden gelen hislerini dile getirirlerse, bu kez kalplere hitap ederler. Küçücük bir çocuk bile kendisine karşı muhabbetle yaklaşılıp, yaklaşılmadığını anlayabiliyor. Aynı bunun gibi halkın ortak şuuru da, kendilerine sevgi besleyip, muhabbet edenleri, diğerlerinden bariz bir şekilde ayırabiliyor. Bu nedenle gönüllere hitap edenlere karşı duyulan muhabbet, kalıcı oluyor. Bu anlayıştan uzak yaşayan Ass bin Vail, Hz. Peygamber (s.a.v)’in vefat eden iki oğlundan dolayı “Ebter” yakıştırmasıyla, Aziz Peygamber (s.a.v)’in soyunun kesik olduğunu ve bu dünyadan irtihalinin ardından isminin unutulacağını, zihinlerden silineceğini iddia ediyordu.

Kalıcı Fetih Gönüllere Yönelik Olandır:

Oysa tarih bizlere tüm yalınlığı ile şunu öğretti. Bu Peygamber, bizler için olmadık eziyetlere katlandı. Kendilerini cehennem ateşinden kurtarmaya gittiği, Taif kentinin sakinleri olan Sakifliler, Onu taşladıkları halde, Aziz Peygamber onların helakini en yüce makam nezdinde engelleme derdine girmişti. Hz. Cebrail (as) ile birlikte, saldırganların taşları ile yara bere içindeki Aziz Peygamber (s.a.v)’i ziyarete gelen dağlar meleğinin, halkın üzerine dağları kapatmasına engel olmuştu. İşte bu sevgi, Medine döneminde Taiflilerin toplu halde Aziz Peygamber (s.a.v)’i ziyaret edip, Müslüman olmalarını sağlamıştı.

Zaten bütün mesele buradadır. Baskı uygulanan halklar bir süre kendi yöneticilerinin istedikleri gibi yaşasalar bile, için için onlara kin beslerler. Biriken kin bir gün gelir de bir çıkış yolu bulursa, isyan dediğimiz toplumsal patlamalar meydana gelir. İşte bu yüzden gönüllerin fethi çok çok önemlidir.

İslami Fetihlerin Temel Özelliği:

Hz. Peygamber durumun farkındaydı. Gönüllere ektiği sevgi tohumlarının bir gün yeşerip, tüm dünyayı kuşatacağını biliyordu. Bu yüzden en olmadık zamanlarda fetih müjdeleri veriyordu. Bu müjdeleri normal insan zekâsı kavrayacak durumda değildi. Ama karşısındaki gönül erleri, söylenen sözlerin harfiyen gerçekleşeceğini biliyordu. Bu nedenle daha Mekke’nin işkence günlerinde, Yemen’in başkenti San’a ile Hadra Mevt denilen yerlerin tümünün fethedileceğini, gönüller sultanının ağzından duydukları zaman, itiraz etmeksizin inandılar. Ya da gönül erlerine Bizans ve Sasani İmparatorluklarının fethi ile ilgili müjdeler verdiğinde, hiç kimseden itiraz sesleri yükselmiyordu. Çünkü kendilerine hitap edenin bir peygamber olduğunun farkındaydılar.

Hâlbuki gönül ehli olmak istemeyenler, verilen müjdelerle alay ediyorlardı. Ebu Cehil, Daru’n-Nedve’de alınan karar gereği, arkadaşları ile birlikte Hz. Muhammed (s.a.v)’in evini kuşattığı gece, yanındakilere alaycı bir tavırla şunları söylüyordu: “Muhammed’in iddiasına göre, siz Müslüman olur, kendisine uyarsanız, Araplara ve Arap olmayanlara, hükümdar olacakmışsınız.” Fethin müjdesini anlamayan bu cahil kafa, Bedir savaşında kesildiği için, İslam ordularının Bizans ve Kisra saraylarını ele geçirişini göremedi.

Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v) zamanında, Arabistan’ın topraklarının bir kısmı fethedildi. Hz. Peygamber (s.a.v) zamanının tamamen bir devamı ve yansıması şeklinde geçen Hz. Ebubekir (ra) zamanında, daha çok Hz. Muhammed (s.a.v)’in yokluğunu fırsat bilen ve bu durumdan istifade ile İslam’ın özünden kopup, sağa sola sapanlarla mücadele edildi. Hz. Peygamber’in gönüllere ektiği sevgi fidanlarına, Hz. Ebubekir (ra) çok iyi baktı. Hz. Ömer (ra)’in zamanında ise bu fidanlar meyve vermeye başladı.

Hicretten sadece 18 yıl sonra, Iyaz bin Ğanem komutasında, El-Cezire Bölgesi denilen ve bugünkü Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesini oluşturan Kürt illeri, İslam ordularınca fethedildi. Hicri 19. yılda, Müslümanlar bölgeye tamamen hâkim oldular. Sonra İslam orduları Sa’d bin Ebi Vakkas komutanlığında İran kalelerinin önüne gelmişlerdi. Nihavent ve Kadisiyye savaşları sonucu, Hz. Paygamber (s.a.v)’in Medine’ye hicreti esnasında, Süreka’ya verdiği müjde gerçekleşiyordu. Yermuk savaşı sonucu ise İmparator Hereklius bir daha dönmemek üzere Şam (O zaman tüm Suriye için kullanılıyordu) topraklarını terk edince, yine kutlu Resul’ün, Hendek savaşında, açlıktan karnına taş bağladığı bir zamanda verdiği Bizans fethinin müjdesinden bir kısmı gerçekleşiyordu. Müjdenin tamamını Osmanlılar, Bizans’ın Başkenti olan Konstantiniyye’yi (İstanbul) 1453’te fethederek gerçekleştirdi.

Müslümanların gerçekleştirdiği fetihlerin en bariz özelliği, bu fetihlerin coğrafya ile sınırlı kalmamasıdır. Fethedilen belde ahalisinin gönlünü fethetmek esastı. İslam’a göre fatih olmak, coğrafyanın fethi ile ilgili değil, gönüllerin fethi ile ilgilidir. İşte bu yüzden askerlerin giremediği gönüllere, gönül erleri giriyordu. Hz. Peygamber (sav)’in kalplerin fethi ile ilgilenmesinin esas nedeni de buydu. Yoksa İbni Haldun’un, “Bedeviler medenilerin içinde kaybolurlar” şeklindeki sosyolojik tespiti gereği, sonradan gelen fatih askerlerin, Bizans kültürü içinde Hıristiyanlaşmaları ve İran kültürü içinde Zerdüştleşmeleri gerekiyordu. Oysa durum bunun tersine işledi. Fatihler, belde ahalisinin gönlünü fethedecek İslam diye bir din ile gelmişlerdi. Bu nedenle Bağdat (Irak) Şam (Suriye) Amid/Amed/Diyarbakır (Kürdistan), Medain (İran) Konstantin/İstanbul (Osmanlı/Türkiye) gibi beldeler, zaman içerisinde İslam haritasının önemli yerlerini teşkil ettiler.

Tabi bunun tam tersini yaşadığımız fetihler de gerçekleştirdik. Emeviler, çok uzun yıllar İspanya’da kalmalarına rağmen, İslami kültürü oraya hâkim edemediler. Günümüzde, bir zamanlar İspanya’ya İslam hâkimdi demek çok zordur. Çünkü İspanya’nın sadece coğrafyasını fetheden Emeviler, gönüllerin fethinde başarısız olmuşlardı. Ama Amed, Medain, Bağdat, Şam ve Konstantin’in surlarını aşan Müslümanlar, gönüllerin surlarını da aşabildiler. Bu da fetihlerin önemli olan ikinci yönü, yani gönüllerin fethi ile başarıldı. Toprakların fethinden sonra, gönüllerin fethi elzemdir. Bu durumda fethi gerçekleştirecek kişiler, askeri komutanlar değil; âlimler, dervişler, gönül ehilleridir. Bu nedenle fatih askerlerin hemen ardından bunlar devreye giriyor ve gönüller fethediliyordu.

Ama tarihin sayfalarına saplanıp kalmak çok tehlikelidir. Çünkü ecdadın yaptıkları ile yetinip, kendileri hiçbir şey yapmayan tipler olup çıkarız. Hep ecdat deriz ama bizlerin beldeleri tek tek elden çıkar. Nitekim günümüze dönüp, bu belde halklarına bakacak olursak, manzara tüm çıplaklığı ile gözlerimizin önünde olduğu için pek bir şey söylemeye gerek kalmayacaktır.

Fethettiğimiz gönüllerin büyük bir kısmı, başkalarınca fethedilmiş durumdadır.


Mehmet Emin Özmen / İnzar Dergisi – Mayıs 2014 (116. Sayı)
 
 
Etiketler: Fetihlerin, Kalıcılığı, Gönüllerdeki, Yerimize, Bağlıdır, , ,
Yorumlar
Haber Yazılımı