Yazı Detayı
28 Mayıs 2019 - Salı 00:12 Bu yazı 27 kez okundu
 
Kuşakların Çatışması mı?
NECİP CENGİL
necip.cengil@hotmail.com
 
 
İnsanlık tarihi kadar derin bir yakınması vardır insanın:

Gençlerin gidişi bizi korkutuyor!

Gençlik enerjisini boş yere tüketiyor!

Bugünlerde çokça duyuluyor diye sadece bizim döneme has sanmayalım.

Evet, yakınmanın merkezinde gençler var.

Neden?

Çünkü hayatın o andan sonraki yükünü, sonraki nesil yani gençler taşıyacaktır ve hayatın kendilerine yüklediği tecrübelerle zamana bakanlar, o tecrübelerin izini gençlerde bulamayınca, gençlere yüklenmektedir.

Gelecek, gençliğin enerjisini nasıl kullandığıyla şekillenecek.

Sanki “neden bizim baktığımız pencereden bakamıyorlar” der gibi konuşur büyükler.

Gençler de büyükleri gibi bakmalı istiyorlar.

Nasıl baksınlar ki?

Her şeyden önce, henüz kendi tecrübelerini oluşturamadılar…

Biz oralı değiliz; “bizim tecrübelerimizden istifade etmeliler” telaşıyla gençlere bakıyor ve onlara “daha az hata yapmak için öncekilerin tecrübelerinden istifade edin” demek istiyoruz.

Elbette gençleri düşünüyoruz ancak “bu budalalardan adam olmaz” diye düşünüyorsak yanılıyoruz demektir.

Gençler bir inşanın eseridir ve bu eser onların büyüklerine aittir.

Belki de usulsüzlük kurbanıdırlar.

Veya ihmal edilen nice kuralın kurbanı!

Ne gibi kurallar, denilebilir.

Mesela Allah resulü  “Hiçbir baba evladına güzel terbiyeden daha iyi bir hediye veremez" diyor. Yakınmalar bir terbiye eksikliğinin vurgusu ise bu nakisanın mesulleri olarak ebeveyn, eğitimciler ve devlet birlikte anılmalı, yük gençlerin omzuna bırakılmamalı!

Veya aslında bu yakınma, her dönem gelip geçen bir sürecin ispatıdır.

Milattan sekizyüz yıl önce düşünür Hesiad şöyle yakınmış: “Günümüzün gençleri öyle umursamaz ki, ilerde ülke yönetimini ele alacaklarını düşündükçe umutsuzluğa kapılıyorum. Bizlere, büyüklere karşı saygılı olmayı, ağırbaşlı davranmayı öğretmişlerdi. Şimdiki gençler, kuralları hiçe sayıyorlar, çok duyarsızlar ve beklemesini bilmiyorlar...” 

Milattan dört yüz elli yıl önce Sokratesin yakınması şu şekilde aktarılıyor: “Bugünün gençleri lüksten hoşlanıyor. Kötü davranışlar benimsiyor, olumsuz tutumlar kazanıyor. Beden eğitimi ve sporla ilgileneceklerine boş sözlerle zaman geçiriyorlar. Öğretmenleri önünde bacak bacak üstüne atıp bildiklerini okuyorlar. Misafirin önünde gelişigüzel konuşuyorlar. Yaşlılara saygı göstermiyorlar. Onlar odaya gelince yerlerinden kalkmıyorlar. Sofrada güzel yemekleri kapışıyorlar, çok yiyip içiyorlar.”

Tabi yakınmalara bakarken, belki de biz büyükler gençleri kendi dönemimize göre değerlendirme yanlışlığına düşüyoruz. Bu konuda uyarıcı ifade, Allah Resulünün eğittiği ve ilmin kapısı diye övülen Ali’den geliyor: "Evlâdınızı bulunduğunuz zamandan başka bir zaman için talim ve terbiye ediniz. Çünkü onlar sizin zamanınızdan başka bir zaman için halk olunmuşlardır. Çocuğun terbiyesinde sakın kusur gösterme; zira o, senin zamanından başka bir zaman için yaratılmıştır."

Allah Resulünün uyarısıyla meseleye bakarsak; büyükler gençlere neyi miras bıraktıklarını gözden geçirmeli! 

Bu durumda “kuşaklararası bir fikir başkalaşımından” ziyade, öncekilerin ufuk eksikliğini ele almak gerekir. Temel ahlaki özellikleri büyüklerinden alacak olan gençler, ufuk çizgilerini belirlerken de onların yaklaşımlarından etkilenirler.

Gençler boşlukları daha iyi fark eder. O boşlukları neyle dolduracaklarına dair örneklere bakarlar.

Adaleti, merhameti, özgürlüğü, eşitliği, ilmi, insanlığa faydayı soluyamayan gençlerden yakınma hakkımız olamaz.

Doğru terbiyeyi devralan gençler emaneti layıkıyla taşıyacak enerjiye sahiptirler.

Hayal kırıklıklarıyla büyüyen gençlerse, önemli oranda, o hayal kırıklıklarının oluşturduğu boşlukları kim daha erken doldurursa oraya yönelir ve çoğu zaman yanlış insanların, fikirlerin, çıkar odaklarının tuzaklarına düşerler.

Bir başka hatırlatma:

Her meseleye “din diliyle” yaklaşan ve insanlığa fayda üretmeyen/üretemeyenler de gençliğin yanlışa sürüklenişinden sorumludur!

Bir gençlik problemimizin olduğuna inanıyorsak meseleye bütüncül bakmalıyız.

Bir gençlik problemi varsa, buna eklemlenecek olan ebeveyn, çevre veya sorumlu oldukları eğitimi güncelleyemeyenlerin noksanlıklarını da unutmamak gerekir!

Suçlama veya yakınma dilini terk etmeliyiz öncelikle…

Çözüm dili geliştirmeliyiz.

Bir dostumdan alıntı yapayım: “Kuşak çatışmasından bahsedebilmek için konuşan kuşaklar olmalı, biz konuşmuyoruz ki!”

 
Etiketler: Kuşakların, Çatışması, mı?,
Yorumlar
Haber Yazılımı