Yazı Detayı
07 Aralık 2017 - Perşembe 14:19 Bu yazı 1063 kez okundu
 
Selahaddin Ruhlu Gençler
NİLÜFER ZONTUL AKTAŞ
nulufer_aktas@hotmail.com
 
 

Biz başka bakardık öte diyarlara
Yolları gül kokardı
Ayaklar bilmezdi çamur taş toprak
Özlemdi o şehirlerin adı
İsimleri canla yazılırdı / canla
Anla…
 
Ey Kudüs… Duvarlarına dokunan nice güzel gönle şahidim. Sokaklarını adımlayıp Mescid-i
Aksa 'ya uçarcasına yol alan Zeynep’e, 'Büşra 'ya, Elif 'e, Fatma Nur 'a, Eylül 'e şahidim.
Onlar daha yirmisini bulmayan benim genç kızlarım. Onlardaki aşkı sen de htin
biliyorum, ey ruhunda nebiler barındıran şehir…
 
Büşra’nın en az elli kişiye kaligrafi yazı ile Mescid-i Aksa’dan selam yazması sendeki
sevdasındandı. Üç saatlik uyku ile ibadete koşmaları aşkındandı… Sana sevdalı gençlerimiz
biliyorum ki daha da çok. Bunlar şahit olduğum. Otelde bire bir birlikte olduğum gençlerimizdi
onlar, ülkemin farklı topraklarından sana koşan.
 

‘’Bir şehir ki dalgaları yorulsun kıyıya vurmaktan
Gökyüzü bu kadar uçurtmaları özlemiş olsun
Sokaklar çocuk gürültüsünü.
Kudüs,
Dağlarının eteklerinde yorgun çiçekler var
Uzun zaman oldu eteklerini toplamıyor kimse dağlarının ‘’

(Zeynep Güler)       
 
Diyen Zeynep’in, şiirinin hepsini duydun sen de, gözlerimizden akan yaşları da gördün. Aşkla
yürüyen Zeynep’im en çok İsrail polisinin aramalarına takıldı. Gözü pek kızımdan korktukları
besbelli idi.
 

“Yoruldu ayaklarım. Sen yorulmadın mı daha? Saklambaç diye mermilerden
saklanmaktan, şarkı diye bomba sesleri işitmekten, her okul yolunda utanç duvarlarını

aşmaktan, ana kucağı diye toprağa sarılmaktan? Yorulmadın mı her gece kırık
pencereden babanın yolunu gözlemekten? Yorulmadın mı bayramlarda mezar taşıyla
sohbet etmekten? Yorulmadın mı daha küçüğüm koca tanklara taş atmaktan?
 
Peşine düştüm dün gece. Aslında dün değildi o gece. Günler ve dünler geçti, şehir
bitti, sahi kaç şehir kaldı sana varmama? Musul’da, Kerkük’te, Irak’tayım.
Selahaddin’in doğduğu topraklarda. Halep’te, Şam’dayım, Nureddin Zengi’nin
minberini yaptırdığı, Selahaddin’i göğüsleyen topraklarda. Söyle peşine düştüğüm
daha yaklaşamadım mı sana? Daha kaç gece, kaç bomba, kaç acı kaldı? Oyununu
ortadan ikiye bölen kaç tel örgüyü daha aşmaya çalışırken parçalanacak ellerim?
Ellerimden evvel hatırıma sen düştükçe parçalanacak yüreğim? Kaç ağlama duvarını
daha yıkmam gerekecek, kaç insan enkazının altında ezileceğim ben daha? Kaç açlıkla
doyuracağım karnımı, kaç susuzluğu içeceğim kana kana? Söyle peşine düştüğüm
kaç gece acı çektin sen de böyle? Kaç bomba ile korktun da ses edemedin, kaç
sessizlik bastırdı çığlıklarını? Kaç sessizlik susturdu ezanlarını?
 
Hz. Ömer gibi peşine düştüm, peşinde düştüm Hanzala. Yanımda değil annen, yolunu
gözlediğin baban. Bulamadım ben sana özgürce oynayacağın bir vatan. Fotoğraf var
olur mu? Gözleri gülüyor anne ve babanın lakin sen sırtını dönmüşsün fotoğrafta da.
Bak, ben un yüklendim sana, bir zeytin dalı aldım azığına, bir tek kuyu taşıdım
yanımda, bir portakal ağacı suladım, masal kitapları getirdim, oyuncaklar, kan
kokmayan elbiseler sonra adına yazılmış şiirler ve çikolatalar. Neredesin Hanzala?
Yüzüne bakmaya dayanmaz ya ağlamaktan kurumuş gözlerim, belki başını okşar
uğruna kalem tutmuş ellerim.
 
Haklısın elbiseler değil ama hava kan kokuyor hala, kuyuyu kapattılar, oyuncakları
kırdılar, fotoğrafı yaktılar, suladığım portakal ağacını söktüler, ekmeğini aldılar elinden
lakin ben peşindeyim Hanzala. Dört mevsim sayarsam peşinde, yaklaşır mıyım sana?
Peki, nefes alıyor olur musun sen hala? Soluğumu da sana vermeye razıyım ben oysa.
 
Ömrümü yoluna tüketeceğim de, bulacağım seni yine Hanzala. Bu kan kokan vatanda
olmazsa özgür Filistin’de tutacağım ellerinden. Beytülmakdis’e yürüyeceğiz seninle biz
daha. Ümran’ı, Aylan’ı ve gidenleri biraz bekleteceğiz Hanzala.’’(Büşra Çelik)
 
Bunları yazarak Kudüs yollarına düşen Büşra’yı tanıttı Rabbim yüreğime. Sizin yüreğiniz de
burkulmadı mı? Bir genç kız ki! Lösemiye meydan okuyup rabbinin aşkı ile sevda şehirlerini
sevda edinmiş melek bir kalp işte.
 
Eylül’üm; yüreğine çizdiği Kudüs resmiyle yol almış, yalnızlığı, çileyi heybesine doldurup.
Fatma Nur’um ki; ışığıydı ilmi, yüzüne yansıyan. Elif’imin yüreğinden dökülen heyecanla
okuduğu şiirler.

 

Bir anne bir Kudüs yapacaktı inandık buna, üstadın dediği gibi… Selahaddinleri büyütecek
analar yetişiyordu çok şükür

Nilüfer zontul Aktaş

 
Etiketler: Selahaddin, Ruhlu, Gençler,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
Haber Yazılımı